PapatyaTR.Org
 türkiye'nin en güvenilir mirc
arşivi

Turkish English Germany French Rusian

 


Ana Menü
 Ana sayfa
 Sohbet
 Şiirler
 Fıkralar
 Komik Videolar
 Aşk & Sevgi
 Güzel Sözler
 Hikayeler
 Msn Messenger
 Iletişim
 Link değişimi
   
   
Script Arşivi
 Kelebek Script
 BQRA Script
 Chatfox Script
 Yüzük Script
 Zurna mIRC
 Sohbet Script
 Turkçe mIRC
 Diyalog Script
 Intel v4
 Klavye Script
 Kaçak Script
 Papatya Script
 Haydi mIRC
 Relax mIRC


 

     Hikayeler  

  Ayakkabıcı
  Bir Aşk Hikayesi
 

  ------------------------------------------------------------------------


 

Kıza bir partide rastlamıştı. Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı, tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı o kadar
heyecanlıydı ki kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı. "Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı. "Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi. "Kahveye koymak için..". Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz!..

Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla "Garip bir ağız tadınız var" dedi. Delikanlı anlattı:

"Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde
hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki."

Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının. Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi
döken, evini, ailesini bu kadar özleyen adam, evi aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri. Ev duygusu olan kız da konuşmaya başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi. O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu. Tatlı ve sıcak.

Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabi. Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine
içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu. Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü. 40 yıl sonra adam dünyaya veda etti. "ölümümden sonra aç" diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu satırlarında.

"Sevgilim, bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim. Tuzlu kahvede. İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki şeker diyecekken 'Tuz' çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok. İşte gerçek. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hemde zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluyum. Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da."

Yaşlı kadının göz yaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında birgün biri, kadına 'Tuzlu kahve nasıl bir şey' diye soracak oldu. Gözleri nemlendi kadının. "Çok tatlı" dedi.

Yeter ki biz kahveyi içmek isteyelim. İster köpüklü, ister köpüksüz, ister tuzlu, ister tatlı olsun… bir ömür boyu…
 


PapatyaTR.Org Türkiye'de Hikayeler, Hikaye, Şiir, Deneme, Edebiyat, Kültür, Sanat, Hikaye oku gibi aramalara öncülük etmektedir

                                                                                             PapatyaTR.Org
                                                              (c) 2007 All right reserved.